Eski Türk Tarihinde Kadının Yeri ve Hakları

2 yıl önce
1.213 kez görüntülendi

Türkiye’de ve Eski türk kültüründe kadın, kadının tarihteki yeri ve kadın haklarına değinmek istiyorum bu yazımda.

Devlet yönetiminde kadının tarihteki yeri

Hakan olmadığı zaman devlete ve orduya Hakan’ın eşi olan ve Hatun veya Ece denilen kişi önderlik yapardı. Herhangi bir buyruk yayınlandığı zaman, buyruğun başında muhakkak “Hakan ve Hatun emrediyor ki…” ibaresinin olması gerekirdi. Aksi halde buyruk geçersiz sayılırdı. Buyruğun altında da muhakkak hem Hakan’ın hem de Hatun’un mührünün olması gerekirdi. Her ikisinin de mührünün olmaması, aynı şekilde buyruğun geçersizliğinin bir göstergesi sayılırdı.

Ayrıca Hatun’un emri altında yalnızca bayanlardan oluşan özel bir okçu birliği bulunurdu.

İslam öncesi Türklerde (kadın) Hatun’un devlet işlerinin bu denli içinde olmasını, asla ve asla Osmanlı imparatorluğunun özellikle son dönemlerinde saray kadınlarının devlet işlerine karışmasıyla karıştırmamak gerekir. Birinde sadece Hatun, yasal olarak devlet işleriyle ilgilenmektedir. Diğerinde ise hanedandan olan olmayan her kadının el altından, kendi oğluna çıkar sağlama başta olmak üzere, entrikalara bulaşması söz konusudur.

Anne soyunun önemi

Orta Asya Türklerinde başa geçecek oğulun annesi tarafından da Türk asıllı olması koşulu vardı. Bu koşul aynı zamanda anne soyuna ne kadar önem verildiğinin göstergesidir. Maalesef bu geleneğin Fatih Kanunnamesi ile kaldırılması, sarayın zamanla devşirme egemenliğine girmesine de zemin hazırlamıştır.

Toplumsal hayatta kadının yeri

O zaman ki Türklerin çağdaşı olan çin toplumunda erkek çocuk doğunca kadife kumaşlara sarılır, kız çocuk ise paçavralarla örtülürdü. Romalılarda ve Bizansta kadınların arenalarda ki spor karşılaşmalarını izlemesi dahi yasaktı. Türklerde ise kadın zaten askeri ve sportif faaliyetlerin tam merkezinde bulunurdu. Kadınlar güreş gibi ağır sporları da yaparlardı. Bu durum Dede Korkut Hikayelerine Bamsı Beyrek ile karısı Banı Çiçek arasında ki güreş olarak da yansımış, Bamsı Beyrek yenilmiştir.

Romalılarda kadın akli olgunluğu tam olmayan bir varlık olarak olarak görüldüğü için miras bırakamaz ve alamazdı. Türklerde ise İslam öncesinde de kadın ve kız çocukların mirastan ne kadar pay alacakları ve yetişkin kadınların ölümüyle çocuklarına,diğer yakınlarına ne kadar miras bırakacakları orantılı biçimde belirtilmiştir.

Çocuğumuz olmuyor? Kabahat bende midir? Sende mi?

Evet… Dedeünümüzde ki bazı farklı feminizm korkut hikayelerinde ne oğlu, ne de kızı olmayan Hakan, halk tarafından Kara otağa layık görülünce, Hakan karısına yukarıda ki soruyu soruyor.Ünlü Türkolog Radloff, bunun hayret verici bir durum olduğunu, o dönemde ki diğer toplumların ezici çoğunluğunda,çocuğun olmaması durumunda sorunun her zaman kadından kaynaklandığına inanıldığını söyler.

Üç gün yalvarma hakkı

Göktürklerde evlenme teklifiyle ilgili ilginç bir gelenek vardı. Bir delikanlı bir kızı evlilik için düşünüyorsa, gece gün battıktan sonra onun çadırına gider, yatmış bulunan kızın baş ucunda,aynı zamanda ailenin diğer bireylerinin hemen yanında diz çökerek, güneş ağarana kadar kızı söz ile ikna etmeye çalışırdı. Kız evlenme teklifini kabul etmezse ertesi gün tekrar aynı olay, aynı zaman dilimleri içinde tekrarlanırdı. Delikanlının en fazla 3 geceye kadar hakkı vardı. Eğer evlenme teklifi kabul edilmediyse, bir daha aynı eylem tekrarlanamazdı.

En feminist toplum mu?

Kadın Kam (Din görevlisi) ların da bulunduğu, bazı boylarda soyun kadın tarafından takip edildiği eski Türk toplumunu Ziya Gökalp dünyanın en feminist toplumu olarak görür. Ziya Gökalp in kastettiği bu feminizm anlayışını elbette ki günümüzde ki farklı bazı feminizm akımlarından ayırmak gerektiğini söylemeye gerek yok.

Günümüz Türk toplumu, bu konuda da özünü iyi tanımalı ve bu sayede de kadının tarihteki yerini ve haklarını istismara yeltenen kesimlere, söyleyecek söz bırakmamalıdır.

Eski Türk Tarihinde Kadının Yeri ve Hakları Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


buca escortYukarı Çık