Kadın ve Geçmişten Bugüne Kadına Şiddet

1 yıl önce
694 kez görüntülendi

Toplum yapısı ve sosyal yapısı git gide çürüyen, kendini git gide bir çıkmazın içine sürükleyen bir toplum ile karşı karşıyayız. Bu bozulan toplum yapısı içinde kadın, kendini bir kadersizliğin içine bırakarak, kimi zaman babasından, kimi zaman kocasından, kimi zaman ise ağabeyi tarafından şiddet görmekte, hor görülmekte ve ikinci plana itilmektedir. Elbette kadın kendini güç unsuru ile ezen ve kullanan erkeğe karşı bir barikat, bir direniş, bir karşı koyma çabası içine kendini sürükleyememekle kalmıyor, çoğu zaman çaresizce kendini ateşin içine bırakabiliyor. Bunu engellemek elbette biz toplum bilincine sahip insanlar tarafından gerçekleştirilecektir, insan olma ve toplum olma bilincine sahip olan bizler öncelikle son
günlerde kadınlara karşı artan şiddetin, yozlaştırma ve ezme politikalarının karşısında bir duvar gibi dimdik durup, kadına karşı şiddet yanlısı olan bütün örümcekleşmiş beyinleri şiddetle kınıyoruz.

Kadın; yapısı ve yaratılışı gereği, ilk insandan bu yana her zaman yumuşak bir doku içinde yer almış, ve anacan tavrını hep korumuştur. Unutulmamalıdır ki bir kadın hem can, hem canan, hem de anadır, taşıdıkları merhamet duygusu, taşıdıkları gözyaşı hissiyatı en duygusal erkekten daha candaş ve mülayim bir tavır içindedir.

Son zamanlarda kadınlarımıza karşı artmakta olan tecavüz, şiddet durumları toplum yapısı içinde erkeğin bir ilişki veyahutta bir evlilik içinde kendi diktatörlüğü kurma çabasının bir sonucu olarak gözümüze çarpmaktadır. Bu durumu gidermek için kadını koruma yasaları olsun, sivil toplum örgütlerinin çalışmaları olsun kadın cinayetlerinin önünü almada yetersiz kalmaktadırlar. Bu şuurdan hareketle bilinçsiz ve eğitimsiz kadınlarımızı bilinçlendirmek bir toplum ferdi olarak öncelikle bizlerin vicdanen üstleneceği bir görevdir. Ülkemiz gerek siyasi, gerek toplumsal, gerek kültürel yapısı bakımından bir mozaik görüntüsü içerisindedir.
Doğuda Kürt vatandaşlarımızın çoğunlukta olduğu bölgelerde töre cinayetlerine rastlamak mümkündür. Bu bölgelerde olsun, bu şartları taşıyan çoğu toplumlarda, kadınların para karşılığında kendinden yaşça büyük erkeklere satılması ve aileler arasında beşik kertmesi olsun, berdel olsun, kadınların bir kurbanlık gibi belirli şartlar karşılığında bir takas malzemesi olarak kullanılması kadınların yaşam hakkını ellerinden almakla kalmıyor onları bir nevi hayvan yerine koyarak onları insani haklarından mahrum bırakmaktadır.
Şimdi ise Türkiye’de Osmanlı’dan günümüze Türk kadının feminist çıkışlarını, kadın haklarının radikal ve keskin bir bakışla nasıl bir yol aldığını günümüze hangi aşamalardan geçerek geldiğini inceleyelim.

OSMANLI’DA KADINA KISACA BİR BAKIŞ

Osmanlı’da kadınla ilgili yapılan çalışmalarda İslam kültürünün önemli ölçüde etkisi büyüktür. Geçmişte Müslüman toplumlar kendileriyle ilgili bu alanda kamusal ve kurumsal alanda çalışmalar yapmışlar, bu çalışmalar Osmanlı’yı da önemli ölçüde etkilemiş ve yönlendirmiştir. Müslüman toplumlarda iki önemli yaşam alanı ortaya çıkmıştır, bu alanlar erkek alanı ve kadın alanıdır. Fatima Mernissi bu iki alanın ayrışmasının temelinde cinsiyet farklılığın önemli bir faktör olduğunu ortaya koymuştur.

Osmanlı Devleti’nde 16. yy’dan sonra kadınlarla ilgili önemli değişiklikler yapıldı. Bizans, Emevi ve Abbasi’lerin OsmanlıDevleti’ni çoğu alanda etkilediği gibi kadının sosyal yaşam içindeki yeri hakkında da önemli bir şekilde etkilemiştir. İstanbul’un fethinden sonra Osmanlı Devleti Batı ile daha yakın ilişkiler içine girmiş, aile yapısı ve sosyal yapı alanında önemli değişiklikler yapmışlardır. 16. yy’dan sonra kurumsallaşan Osmanlı Devleti, daha önce özellikle İstanbul’la sınırlı kalan bir harem sistemi kendini, kadının statükoda kendini güçlendirmesi ile yavaş yavaş çürümeye başlamıştır. Bu yıllarda dini bürokraside etkin olan ulema sınıfının kadının sosyal yaşamdan ve toplumsal yapılanmalardan dışlanması gerektiğini savunmuşlardır. Kadının bu şekilde dışlanması sadece Osmanlı Devleti’nin merkezi olan İstanbul ile sınırlı kalmıştır, kırsal alanlarda ise bu durum Orta Asya’dan getirilen kültürün bir devamı niteliğinde kadının özgür bir şekilde baskı görmeden yaşamasına ortam hazırlamıştır. İstanbul’da gelişen sosyal değişim beraberinde kadının yaşam haklarını kısıtlayan fermanlarla resmiyet kazanmıştır. Kadınların kıyafeti, sokakta görünmeleri, erkeklerle olan münasebetleri konularında birçok ferman yayınlanmıştır. Bu alanda çıkarılan ilk ferman 1725 yılında
yayınlanmıştır.Osmanlı kadını eğitim alanında da kısıtlanmıştır. Sadece 11 yaşına kadar sıbyan mekteplerinde (ilkokul) eğitimlerini sürdürebilme hakkıyla sınırlandırılmıştır. Ancak varlıklı kesimlerin kız çocukları evlerinde özel derslerle tahsillerine devam edebilmektedirler. Bütün bu sınırlamalara rağmen Osmanlı’da kadın şair, ressam, hattat ve çoğu alanda kadın sanatçı yetişmiş ve çok eserlere imza atmışlardır. Ayrıca Osmanlı’da kadınların ortaya koydukları bir çok sayıda dini kurum ve kuruluş söz konusudur. Afet İnan’ın kaydettiğine göre 1583-1871 yıllarında İstanbul’da 6, Tarsus’ta 1 ve Bağdat’ta çok önemli kütüphaneler oluşturmuşlardır. Bu alanda bir çok sayıda yapı inşa edilmiş ve kadınlar azimli bir şekilde çalışmalarına devam etmişlerdir.

Osmanlı’nın erken dönemlerinde kadınlar devlete ve ulemaya karşı sistemli bir örgütleniş içine girememişler lakin 16. yy’dan sonra kadının yavaş yavaş otoritenin dikkatini çeken bir unsur olarak güçlendiğini görebiliyoruz. Osmanlı kadını merkezi otoritenin beklentilerini yüzyıllar içinde yerine getirmemiş çoğu yasakları delmiş ve kendi sosyal yaşamını devam ettirerek yaşamıştır. Kadının sosyal yaşamda sivil toplum alanında önemli bir etkiye sahip olduğunu açıkça görebilmekteyiz.

FEMİNİZM, HAYKIRIŞ VE MODERN TÜRKİYE

Feminizm genel olarak erkek ve kadın arasında oluşan sosyolojik ve sınıfsal ayrımı ortadan kaldırmayı amaçlayan ve erkek hegemonyasına karşı geliştirilmiş bir siyasal harekettir. Bu hareket günümüzde kendini geri kalmış toplumlarda olağanca gücüyle hissettirmeye, sesini çoğaltmaya başladığını görüyoruz. Kadın ve kadın haklarıyla ilgili yapılan çalışmalar günümüzde gittikçe artış gösteriyor. Modern Türkiye’de kadın kendini yeterince ispatlamıştır, yaptığı akademik çalışmalar olsun, ister sosyal yaşam içinde olsun kendine bir rol üstlenmesini bilmiştir. Şu var ki günümüz Türkiye’sinde her ne kadar gerici ve yozlaştırıcı beyinler iktidarını sürdürselerde, gün geçtikçe kadın cinayetleri artsadakadın kendini hem kurumsal, hemde umumi bir şekilde örgütleyerek kendini güçlü kılmasını bilmiştir.

Kadınların Türk toplumunda yaşadığı serüven genel olarak Batı’dakine benzer olmakla birlikte, sivil-toplum ekseninde düşünüldüğünde Avrupa’dan biraz farklı bir yol izlemiştir, Avrupa’da kadınlar haklarını kendi kurdukları sivil toplum çalışmalarının bir sonucu olarak almışlardır, Türkiye’de ise bu durum tam tersi eksende işlemiştir. Türkiye’de kadınlara haklarını devlet vermiştir. Çünkü kadın Osmanlı’da gördüğü baskının etkisi altında küçük burjuvazi ve feminist çıkışlar dışında sönük kalmıştır.

Yazımıza son vermeden önce, günümüz Türkiye’sinde kadına karşı artan cinsel istismar, şiddet ve kadın cinayetlerine karşı toplumumuzun duyarlı bir şekilde kendini bilinçlendirmesi gerekmektedir, biz aydınların ise bu durumlarda şiddet gören, haksızlık içine sürüklenen kadınımızın yanında olup haklarını savunması için onları yüreklendirme çabaları içine girmeliyiz. Çünkü kadın, anadır, bacıdır, sevgilidir, eştir ve bir elmanın en
nadide yarısıdır.

Kadın ve Geçmişten Bugüne Kadına Şiddet Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


buca escortYukarı Çık